İslamiyetin Yayılışı

Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in Taif Yolculuğu (620)

Taif Yolculugu - Peygamber Efendimiz (s.a.v)'in Taif Yolculuğu (620)

Tarihi: 620

Nedeni:  Amcası ve eşinin vefatından sonra Peygamber Efendimiz (s.a.v) ‘e yapılan baskı ve zulümler artmıştı. Hem bu nedenle hem de İslam dinini artık Mekke’nin dışına yaymak için evlatlığı Zeyd (r.a)’ı yanına alarak taife sefere çıktı.

Sonuç: Peygamber Efendimiz (s.a.v) Taif halkının ileri gelenleri ile görüştü ve onları İslam’a davet etti. Ama gördüğü muamele Mekke’dekinden farksızdı. Burada 10 gün kalan Efendimiz (s.a.v)’e ayrılırken Taif halkının köleleri 2.5 kilometrelik yol boyunca taş atıp eziyet etmişlerdir. Ve İslam dinini kesinlikle ret etmişlerdir.

Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in Taif Yolculuğu Hakkında Kısa Özet

Peygamber Efendimiz (s.a.v) amcası ve eşinin vefatından sonra artan baskılar ve İslam dinini yaymak için 620 yılında evlatlığı Zeyd (r.a)’ı yanına alarak taife sefere çıktı.

Öncelikle Taif halkının ileri gelenleri ile görüştü. Bunlar Abdi Yalil, Mesud ve Habib isminde 3 kardeştiler. Bu üç kardeş Peygamber Efendimiz (s.a.v)’i ve dinini açıkça istemediklerini bildirdiler. Hatta hakaret edercesine cevap verdiler. Sonuç belliydi. Efendimiz (s.a.v) son bir istekte bulunarak bu konuşmaların Mekke’de bulunan müşriklere iletmemelerini istedi.

Dönüş yolunda Efendimiz (s.a.v)’in bir bağa sınırlar. Bu bağ iki azılı İslam düşmanı Rube’nin oğulları Utbe ve Şeybe’ye aittir. Hz. Ebubekir (r.a)’ın burnunu kıran Utbe’ye.  Onlar Efendimiz (s.a.v)’e yapılan zulmü uzaktan izlerler. Bu olaylara karşı bir hemşerilerinin başka diyarlarda böyle zulüm görmeleri insani duygularını kabarmış olacak ki köleleri Addas ile bir tabak üzüm gönderdiler.

Peygamber Efendimiz (s.a.v) ile Addas arasında geçen konuşma sonrası Addas İslamiyet’i kabul ederek Efendimiz (s.a.v)’in ellerine kapanır. Bu durumu gören Utbe ve Addas “adam köleyi de kendine benzetti” diyerek mırıldanırlar.

Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in Taif Yolculuğunda Ettiği Dua

“ALLAH’ım! Gücümün yetersizliğini, çare ve vasıtalarımın acizliğini, insanların gözünde hakir görülüşümü sana arz ediyor! Sana şikâyet ediyorum! Ey Merhametlilerin En Merhametlisi! Sensin zayıfların Rabbi ve Sensin benim Rabbim! Sen beni kimlerin eline bırakıyorsun? Senden uzak olan ve beni gördükçe suratını asan haşin kimselere mi? Yoksa davam da bana üstün getireceğin bir düşmana mı? Benim üzerime çöken bu musibet ve bela gerçekte Senin bana karşı gadab ve öfkenden ileri gelmiyorsa hiç gam çekmem. Ben, Senin Vechi’nin Nur’una sığınırım! O Nur’a ki, karanlıklar O’nun sayesinde açılmış, dünya ve ahiret işleri O’nunla düzelmiştir. Benim için Senin bağışlaman, gazabından daha geniştir. Ve her şey Senin hoşnutluğun içindir. Bütün kuvvet ve kudret ancak senin elindedir.”


5 Comments

Leave a Response