Dini HikayelerDini KıssalarEvliyalarGenel

Aziz Mahmud Hüdayi kimdir?

Aziz Mahmud Hüdayi
Aziz Mahmud Hüdayi
187views

Aziz Mahmud Hüdayi hazretleri dediğimiz zaman hem manevi alemlerin sultanı hem Cihan Padişahlarına yön veren bir Sultan aklımıza gelir.

 Aziz Mahmud Hüdayi hazretlerinin asıl ismi Mahmud olup “Hüdayi” ve “Aziz” sıfatı sonradan kendisine verilmiştir.  Ceddim ü pirim sultan/Sensin ya Resulullah diyerek Efendimiz (s.a.v.) diyerek seyyid olduğunu kendiside bildirmiştir.

Mutasavvıf ve şair olan Aziz Mahmud Hüdayi hazretleri aynı zamanda Celvetiyye tarikatının kurucusudur. 1541 de Şereflikoçhisar’da doğmuştur.  İlim tahsiline burada başlamış daha sonraları kendisini geliştirmek için İstanbul’a gelmiştir.

Bu mübarek zat hem zeki idi hem hafızası güçlü idi. Hatta hafızası için derler ki bir kere okuduğunu aklında tutar, daha kitaba bakmazdı. İstanbul’da kısa zamanda kendini gösterdi. Hocalarının dikkatini çekti. Onunla daha çok Nazırzade Ramazan Efendi ilgilendi.

Aziz Mahmud Hüdayi daha genç yaşta iken dini ilimler olan tefsir, hadis, fıkıh ile fenni ilimlerde ilerledi ve büyük bir alim oldu. Muallimi Nazırzade onu yardımcı olarak yanına aldı. O bir aynı zamanda Halveti tarikatının şeyhlerinden Muslihuddin Efendiden ders alıyordu.

Muallimi Nazırzade Ramazan Efendi’nin Edirne’ye tayini çıkması üzerine birlikte Edirne’ye gittiler. Burada bir müddet müderrislik yaptı. Daha sonra Hocası Şam ve Mısır’a kadı olarak atanınca Aziz Mahmud Hüdayi’yi de beraberinde oraya da götürdü.

Bursa Kadısı oldu

 Aziz Mahmud Hüdayi hazretleri daha sonra Nazırzâde ile Bursa’ya geldi. Burada müderrislik görevine devam etti. Hocasının vefatı sonrası da Bursa kadılığına atandı.

Kadı olarak görevinde bir müddet çalışmıştı ki bir rüya gördü. Rüyasında yakinen tanıdığı bazı kimselerin Cehennem ateşinde yandığını gördü. Bu rüyanın dehşeti ve hüznü içinde bulunduğu bir zaman bir hanım şikayet için geldi.

Bu hanımın fakir bir eşi vardı. Kocası ona “Artık bu sene de  haç vazifesini yerine getiremezsem seni 3 talak ile boşayacağım” demiş. Bu sözün arkasından sonra kocası kısa bir sürede hacca gitmiş ve geri gelmişti.  Lakin o zaman ki şartlarda bu süre hacca gidilmezdi.

İşte kadın kocasının kendisini kandırdığını düşünerek kadıya gelmişti. Halkın arasında ise adamın o zamanlar Bursa’da bulunan ve Allah dostu olan Muhammed Üftade’nin himmeti ve kerameti ile 2 günde hacca gidip geldiği konuşuluyordu.

Kadı efendi bunu işitince hayret eti. Bununla beraber şahitlerin dinlenmesi için Mahkemeyi hacıların dönüşüne bırakmaya karar verdi. Hacılar bir vakit sonra geldi. Mahkeme kuruldu. Hacılar hep birden bu fakirin hac vazifesini yaptığını ve şahit olduklarını söylediler. Kadı efendi şahitlerin bu ifadesi olunca hanımın bu davasını düşürdü.

Üftade hazretleri ve Aziz Mahmud Hüdayi

 Aziz Mahmud Hüdayi bu davayı ret etti lakin o adamın iki günde nasıl hacca gittiği aklını kurcalıyordu. Rüyasını hatırladı yine huzursuzluk oldu. Bu işin sırrını anlamak için Üftade hazretlerine geldi. Onu görüp biraz konuşunca kadılığı bırakmak istediğini ve kendisine talebe olmak istediğini beyan etti.

Üftade hazretleri ona beklemediği bir şekilde “Ey kadı Efendi! Siz yanlış yere gelmiş olmayasınız. Bizim kapımız yokluk kapısıdır. Bak sen varlık sahibisin. Şu halde ikimizin bir araya gelmesi mümkün mü?

Bak senin ilmin var, malın mülkün de var, şöhretin ver dahası süslü bir dünyan var. Bak bizim gibi gariplerin ise Allah’tan (c.c.) başka kimsesi yok, dedi. Arkasından hem atın bile buraya gelmek istemedi de ayakları kayalara saplanmadı mı?” deyince Aziz Mahmud Hüdayi ürperdi.

Üftade hazretlerinin bu sözlerinin ona çok tesiri çok oldu. Hüzünlendi ve ağladı ve “Efendim! Ben dediğiniz her şeyi bırakarak kapınızda olmaya hazırım. Tek arzum talebeniz olabilmek,  ne emrederseniz yapmaya hazırım.” dedi.

Bu içten gelen samimiyete binaen talebeliğe kabul edildi. Üftade hazretleri ona açık bir şekilde madem öyle “Kadılığı bırak, bu süslü elbiselerini de bırak ve Bursa sokaklarına çıkarak ciğer sat. Bu şekilde her gün dergâha üç ciğer getir!”

Kararını vermişti. Malı mülkü makamı şöhreti bırakmak her ne kadar zor olsa da ilk işi kadılığı bırakmak oldu. Sonra şeyhinin dediği gibi sırtında sırmalı kaftanını giydi ve sokaklarda ciğer satmak için çıktı. Bursa onun “Ciğerci! Ciğerci!” demesiyle sallanıyordu.. Halk şaşkındı, insanlar şaşkındı….

 Aşk ateşi

 Aziz Mahmud Hüdayi her sabah hocasından evvel kalkar abdestini sıcak suyla alması için suyu ateşte koyarak ısıtırdı. Yine öyle bir vakit mübarek uykuya dalmış, bir uyandı ki güneşin doğmasına az kalmış. Suyu ısıtmak bu dar vakitte imkanı yok. Yine de hızlıca ibriği aldı. Hazırlık yaparken hocasının ayak seslerini işitti. İbriği öylece göğsüne bastırdı ve öylece kalakaldı.

Üftade hazretleri sandalyesine oturdu ve “Haydi evladım suyu dök.” dedi. Aziz Mahmud Hüdayi ibriği göğsüne bastırmıştı ve çok soğuk olan suyla şeyhinin abdest almasını istemiyor bir çaersizlik içindeydi. Üftade hazretleri tekrar “Haydi evladım! Neyi bekliyorsun? Namaza geç kalacağız.” dedi.  Artık istemeyerek çekinerek suyu şeyhinin eline dökmeye başladı.

Şeyhi suyu hissedince “Evladım sen bu suyu ne kadar çok ısıtmışsın. Lakin bu normal ateş ile değil gönül ateşi ile ısınmış. Bu hal senin hizmetinin tamam olduğuna işarettir.” dedi ve  ona  icazet vererek Sivrihisar’a insanları irşat etmek için gönderdi.

Sivrihisar’sa ancak 6 ay kadar kalabildi zira ayrılığına dayanamadı tekrar Bursa’ya geldi. 90 yaşını geçen şeyhine tekrar hizmet etmeye başladı. Hizmetlerinden oldukça memnun olan Üftâde hazretleri ona “Evladım! Padişahlar arkan sıra yürüsün.” diye dua etti ve o sene şeyhi vefat etti.(r.a.)

İstanbul’a dönmesi ve Üsküdar Hüdai Dergahı

Aziz Mahmud Hüdayi hazretleri şeyhinin vefatı sonrası manevi bir işaret ile Edirne’ye geldi. Burada Şeyhülislâm Hoca Sadettin Efendi ile tanıştı ve onunla beraber İstanbul’a geldi. Fatih Cami’nde tefsir, hadis ve fıkıh dersleri vermeye başladı.

İstanbul’da hem ulema ile hem devlet adamları ile yakın ilişkiler kurdu. Sonra Üsküdar’da bir yer satın alarak dergahının inşasına başladı. Dergahı faaliyete geçtikten sonra talebenin yetişmesi için çok gayret sarf etti. Talebelerin kısa zamanda yetişmesi ve çokluğu ile kısa zamanda namı her yere duyuldu.

Öyle oldu ki Dergahı her sınıf insandan ve üst kademedeki devlet görevlilerine kadar her dolup taşıyordu. Bulunduğu dönemim padişahları da ona saygıda duyuyorlardı. Şeyhinin duasının bereketiyle  3. Murad, 3. Mehmed , 1. Ahmed , 2. Osman ve 4. Murad  ondan dua ve nasihat alıyorlardı. Hatta 4. Murad Han’a, saltanat kılıcını o kuşatmıştır.

1595 tarihinde İranlılarla yapılan Tebriz seferine Ferhat Paşa ile beraber katılmıştı. Bazen padişahların davetlisi olarak saraya gidip, onlarla sohbet ederdi. Bazen de Mihrimah Sultan Cami ile Sultanahmed Caminde belli günlerde sevenleri ile buluşur sohbet eder insanlara nasihat ederdi.

Öyle olmuştu ki Aziz Mahmud Hüdayi’nin talebesi olmak bir şeref ifade ediyordu. Ve bu şeref için gerek halk gerek devlet erkanı  herkes birbiriyle yarışıyordu. Sadrazam Halil Paşa, Dilaver Paşa, Şeyhülislam Hoca Sadeddin Efendi, Şeyhülislam Hocazade Esad Efendi, Okçuzade Mehmed Efendi, İbrahim Efendi, Nevizade Atayi Efendi onun talebesi olmuşlardı.

Aziz Mahmud Hüdayi hazretlerinin vefatı

Bu mübarek zat vefatına yakın talebelerini ve tanıdıklarıyla helalleşti, vasiyetini yaptı. Sonrasında kelime-i şahadet getirerek ruhunu rahmana teslim etti. 1628 yılında vefat etmiştir. Türbesi Üsküdar’daki dergahta bulunmaktadır.

Aziz Mahmud Hüdayi hazretleri kendisine tabi olanlara,  sevenlerine ve türbesini ziyaret edenlere “Denizde boğulmasınlar, son ömürlerinde fakirlik görmesinler ve imanlarını kurtarmadıkça ahirete göçmesinler” diye dua etmiş bu duası nedeniyle pek çok ziyaretçisi vardır.

Boğaz’ın dört manevi bekçisi

 Boğazın “Dört manevi bekçisi” denildiği zaman şu dört zat ifade edilir.  Üsküdar’da Aziz Mahmud Hüdayi’, Beykoz’da Yuşa peygamber, Sarıyer’de Telli Baba ve Beşiktaş’ta Yahya Efendi, Allah hepsinden razı olsun.

Boğazın manevi bekçileri olarak bilinen bu 4 mübarek zatın kabirleri İstanbul’un her iki yakasında birbirleriyle aynı hizada bulunmaktadır.

Derviş ve Kabadayı isimli dini kıssayı okumak için burayı tıklayınız.

Vesvese nedir? Nasıl kurtuluruz? okumak için burayı tıklayınız.

Bereket duasını okumak ve öğrenmek için burayı tıklayınız

 

 


1 Comment

Leave a Response